Layn?

Ölen yok di mi olm bak.

Alican Y.

Hido'nun transferi üzerine müthiş kalemiyle zürriyet gazetesine yazdığı yazıda "Senin yaptığın, Semih'in büyük takımlar dururken İzmir şehri güzel diyerek Pınar Karşıyaka'da oynaması.." gibi talihsiz bir cümle kullanmış bu arkadaş. Kendisine okuduğum yorumlardan birini hiç değiştirmeden bir kez daha yolluyorum,

"eurolıg maçlarını 200-300 kişiye oynayan sizin büyük takımlarınızı gördük alican lavuğu "

3 Sick Bastard

Bu basına yansıttığım son uyarıdır. Eğer saat 12:00 de torna dükkanınızın önünde tek kale maç yapmaya devam eder, beni her sabah uykumdan ederseniz hepinize itinayla hazırlanmış güzel birer kafa hediye edicem. Abi, amca ne boksan; ya allah aşkına saat 12 güneş ebenin şeyinde, NEDEN? 40 yaşındasın lan sen!

Seytan

Bir gun sercan cuneyt utku ve onder seytanin yanina gitmeye karar verirler.Sercan makina bolumunde, cuneyt uzay bolumunde, utku bilgisayar bolumunde, onder ise elektrik bolumunde itu'nun birer ogrencileri olmaktadirlar. Seytanin yanina vardiklarinda utku ilk olarak iceri girer. Utku, seytan bey bizim bolumumuz ne zaman dunyanin en teknolojik bilgisayarinin altina imza atacak diye sorar. Seytan, 100 yil sonra der ve bunu duyan utku, ben goremeyecegim deyip aglamaya baslar. Ikinci olarak onder aklindaki allah beni affeder mi sorusuna aldiris etmeden iceri dalar. Onder, abi bizim bolumumuz ne zaman dunyada elektrikle ilgili daha once hic bulunmamis seyleri kesfedecek diye sorar. Seytan, 200 yil sonra der ve onder ben goremeyecegim deyip aglamaya baslar. Ucuncu olarak cuneyt iceri dalar. Cuneyt, seytan bana lutfen soyle ben ne zaman kung-fu panda filmindeki panda gibi kung-fu yapabilecegim diye sorar. Seytan 300 yil daha o filmi izlersen olur der ve cuneyt ben yapamayacagim diye aglamaya baslar.(Bu sorunun uzay bolumuyle ne alakasi var ben de anlamadim.)Son olarak sercan uzuntulu arkadaslarinin arasindan siyrilip iceri girer. Sercan, kardesim benim okul ne zaman biter diye sorar ve seytan bu soru karsisinda buz gibi kesilip ben goremiyecegim diye aglamaya baslar ve bizimkiler geri doner.

Yaz Okulunda Espiri Yeteneği Açılan Hocalar

Sabahın köründe uyan, o sıcakta o kadar yok yürü, sonra tahtada şöyle bir yazıyla karşılaş;

Ders İptal.

Eğer gelip bu yazıyı görme şerefine nail olduysanız,
1. Telefonununuz bende yok.
2. Ya da arkadaşlarınız sizi bilgilendirmeye tenezzül etmemiş.

Ödev falan e-posta gönderirim ben size. Salıcakla..

...

The Crow (1994)

"it can't rain all the time"

IMDB Puanı: 7.6/10
Tür: Dram, Fantastik, Gerilim, Macera, Romantik, Suç Oyuncular: Brandon Lee, Bai Ling, Michael Wincott, David Patrick Kelly, Ernie Hudson
Yönetmen: Alex Proyas
Senaryo: David J. Schow , James O'barr
Süre: 1 saat 42 dk


İşin özünde basit bir film The Crow. Öyle izleyiciyi düşünmeye sürükleyen, muhteşem bir kurgusu yok. Kısaca 'intikam' filmin teması. Fakat bu kadar da basite indirgemek filme ve tabii ki Brandon Lee'ye saygısızlık olurdu.

Filmde ilk dikkatimi çeken kurgunun geçtiği mekanlar oldu. Bolca Sin City atmosferi var filmde. O kadar da fantastik değil tabii ki- karanlık sadece. Aslında izledikçe anlıyoruz ki daha yeni filmler eskilerin kırıntılarını toplayıp birleştiriyor genelde. The Crow'da yeni nesil filmlerden bir çok klişe bulabilirsiniz. Bu da zamane filmlerinin içinden sıyrılışını pek güzel açıklıyor aslında Crow'un. Az önce farkettirildiğim üzere Murat Kekilli adlı "saykodelik depresyonik post-rock" yapan abimiz de "Bu akşam Ölürüm" adlı klibini filmden kolpalamış. Siz hayal edin artık insanlar üzerine etkilerini..

Filmin bir de çok çok kötü yaşanmışlığı vardır. Bilen bilir, Brandon Lee-belki de en iyi oyunculuğunu icra ederken- film çekimlerinde yaşamını kaybetmiştir. Filmi efsane yapan bir diğer detay da bu aslında-her ne kadar göz önündee tutulmak istenmese de-. Film "for Brandon and.." diye biter zaten. And.. kısmını hatırlamıyorum. Neyse, sonuç olarak gotik tarzda kült bir filmdir The Crow. Kendisi için ölünmemeli, ama izlenmeli. Öle de bilirsiniz, beni ilgilendirmez. Şahsen geçer not verdim ben kendisine, ama ölüp bitmedim. Yarattığı atmosfer, içinize işlediği nefret, kahramanlıktan farklı bir idol ile sıkmayan, pişman etmeyen bir 104 dakika şeklinde özetlicem filmi.

Özüyle bitirelim,

''Bir zamanlar insanlar birisi öldüğünde ruhunu bir karganın ölüm ülkesine taşıdığına inanırlardı. Ama bazen çok kötü bir şey olduğunda büyük bir keder de taşınırdı ve ruh rahat edemezdi. O zaman bazen, sadece bazen, karga yanlış şeyleri düzeltmek için ruhu geri getirebilirdi..''

Ben Bugün Bunu Gördüm #8



Ben Bugün Bunu Gördüm #7

Ben Bugün Bunu Gördüm #6

Yok Artık..


Biz de abarttık ama sadece vantilatörü kapattık!

"Geceleri neden üşüyoruz lan biz?" diye sorarken, buranın İstanbul olduğunu farkettik. İzmir çocuğuyuz biz ne bilelim yazları da sıcak olmaz pek buralar? İlk kez kar görmüş adamlarız geldik geleli sonuçta.

Kalkıp ne göreyim! Temmuz Temmuz yağmur yağmış kodumun şehrine! Yapmayın çocuklar bunu.. Ayıptır, günahtır.

ZOR Dergisi

Az önce öğrendiğime göre bir kaç ay önce kapanmış dergi. Zamanında özenerek, hemen bitmesin diye arka sayfasını sonraki güne bıraktığım, 3 ya da 6 ayda çıkabilen bir dergiydi ZOR. O vakitler 3 tane grup dinlerken, ufkumu genişleten, bana dünya üzerinde 31984792835 tane kaliteli grup olduğunu gösteren bir dergiydi. Üzüldük, veda yazısını okuyunca daha bir üzüldük. Bu güne kadar kendi çabalarıyla yayınlayabildikleri 12 sayı için bolca teşekkürü hakeden bu ekibi saygıyla selamlıyorum. Son yazı için,

http://www.lastfm.com.tr/group/ZOR

Dream Theater - Cynic

Bu akşam Maçka Küçükçiflik Park'ta sahne almaktalar. 5 kuruş para olsaydı Berk(Cliff) gibi "Dream Theater a koyim Cynic'e bişi olmasın" mantığıyla sadece Cynic izleyip çıkabilirdim, lakin 3 kuruşum var.

Gidenlere +18 sınırı ve Cynic'li geceler diliyoruz.

Dream Theater dinlemeden çıkıcam diyen Berk'i de tekrar saygıyla karışık tebrik ediyoruz..

edit: Harbiden de çıkmış adam..

Yarınlara kaldı

Efsanenin 2. sinin çıkışı 2010'un başına ertelenmiş, bilgisayar kaldırır mı o da şüpheli gerçi..

dizüstü satıp masaüstü toplamak 1 ?

Temmuz 4

Keşke..

SGGK! ve Mezuniyet Hayalleri

God Is An Astronaut

Grup Üyeleri
· Lloyd Hanney
·
Niels Kinsella
·
Torsten Kinsella
Tür
Post-Rock
Albümleri
· The End of the Beginning (2002)
· All Is Violent, All Is Bright (2005)
· A Moment of Stillness (2006)
· Far from Refuge (2007)
· God Is an Astronaut (2008)

2002 İrlanda çıkışlı harika bir post-rock grubu. Şarkılarında vokal kullanmıyorlar, fakat bu asla bir eksi değil müziklerinde. Dinlerken huzur bulmak, başka alemlere dalmak tanımlarını karşılayan ender gruplardan God Is An Astronaut. Ders çalışmak, düşünmek, oturup ağlamak, hey gidi günler'i hatırlamak aktivitelerinde çok güzel gider bunlar. Tavsiye edilir.

http://superadmusic.com/god/
http://www.myspace.com/godisanastronaut

edit: Ozan'ı yaklaşık 36 saniyede uyutmaları neticesinde anladım ki, uykusuzluğa da iyi geliyormuşlar.

Karmate - Nani

"KARMATE; yozlaştırılan kültürlere ve dillere; sağlam duruşları,attıkları emin adımlarla sahip çıkıyor. KARMATE nin NANİ albümü bu yozlaşmaya direnen;kültürleri,dilleri özüyle yaşatmak için çabalayan haklı duruşlarının bir ürünüdür..." diye tanımlıyor kendini yukarıda resmini gördüğünüz albümü çıkaranlar.


Karmate, temmuz 2008'de kurulan Rize-Pazar kökenli bir grup. Oktay Üst, İsmail Avcı ve Resul Dindar önderliğinde toplanan grup kurulduktan bir sene sonra "Nani (ninni)" isimli albümüyle müzik piyasasına giriş yaptı. Albümü geçen gün babamın önerisi üzerine internetten indirdim, "üff yine babamın saçma sapan lazca takıntısı" diye düşünürken son derece başarılı bir albümle karşılaşırtım ve ayrıca albümden "Kazım Koyuncu tadı" almak bile mümkün. Albümde Türkçe, Lazca, Gürcüce, Hemşince ve Megrelce şarkılar mevcut. Büyük insan Şevval Sam'da 2 tanesi vokal olmak üzere 3 şarkıda o muhteşem sesini bize bağışlıyor. Şevval Sam'ı eskiden beri bi anne gibi bi abla gibi severdim zaten. Karadenize, karadeniz müziğine ayrı bi yakışıyo kendileri..
Sonuç olarak öneririm, he ben yaptım diye internetten indirmeyin, gidin paşa paşa albüm alın destek olun.. araba çalmazsınız, çanta çalmazsınız vs vs..

The Great Leader of Emos



Manga grubunun gitaristi Yağmur Sarıgül

Ben Gidiyorum Emine..

..experimental'ın 01.07.2009 10:25 tarihli uludağsözlük yazısıdır.

"Ben gidiyom emine". salako rolündeki kemal sunalın ağzından duymuştum bu cümleyi. boynunu bükmüş, yanında biricik eşeği, sırtını dönüp, hüzünlü bir ifadeyle uzaklaşmadan önce bu lafı etmişti. ona türlü eziyetler etmiş, saflığını salaklık olarak görmüş, en önemlisi sevgisini çıkarları için kullanmış emine'nin gerçek yüzünü görmüş ve de yenilgiyi kabullenmişti. bu kadar hüzünlü bir ifadeyle, gittiğini belirtme ihtiyacı hissetmesi ise, emine'nin ona dur demesini istediğindendi, içinde ufacık bir umut vardı halen, o ilgiye muhtaç, bacağa sürtünen bir kedi gibiydi, o gidiyordu, ama gitme densin istiyordu, tüm başına gelenlere rağmen bunu istiyordu. çünkü seviyordu.

hepimizin salako olduğu zamanlar vardı, pes ettiğimiz zamanlar, birine sığınmak istediğimiz zamanlar, bacağa yapışmış koala gibi olduğumuz zamanlar. hayat zaten bir mücadeleydi, sürekli çırpınıyorduk, bir şeyleri elde etmeye çalışıyorduk, ama bazen hayat sadece bir bataklıktı, ve biz çırpındıkça batıyorduk daha derine. pes ettiğimiz oldu bazen, artık tüm vücudumuz gömülmüşken o bataklığa, ağzımız da kaybolmadan son kez, sessizce ama yardım bekleyerek "ben gidiyom emine" diyorduk. bunu belirtmek istiyorduk, kısık sesle de olsa yardım dileniyorduk. hepimiz şu hayat bataklığında, bizi oradan çıkaracak birini arıyorduk.

o biri doğru insan ise, zaten bütün bunlara gerek kalmazdı, ama ya yanlışsa, ki hayat bizimle dalga geçmek için hep yanlışları koyar önümüze, o zaman sevgilim dedğimiz o insan için çabalar dururduk, onu mutlu etmeye çalışırdık, sevgimizi verir, şımartır, pamuklara sarardık onu, ama yetmezdi ki hiç bir zaman. boynu bükük uzaklaşan olmak kaçınılmaz sondu, salako bir filmdi ve mutlu bitmesi gerekiyordu, emine koştu peşinden, peki hiç koştular mı yıprattıkdan sonra bizim peşimizden.

hayat ne zaman özür diledi ki bizden.

şu hayatta;

her salımız hep sallandı
her çarşambamız hep çarşafa dolandı
her perşembemiz perişanlıktı
cuma zaten mübarek gün
cumartesi pazar ise tatildi

pazartesi ise hiç gelmedi ...

7..experimental'ın 01.07.2009 10:25 tarihli uludağsözlük yazısıdır.

İstanbul Yedi Tepe, Peki Ya İzmir ?